Melisa Sözen Röportajı

Bıçak Sırtı Dizisi'nın genç ve güzel oyuncu Melisa Sözen ile yapılan röportaj:

Daha 22 yaşında olmasına rağmen birçok başarılı yapımda rol alan ve şu sıralar "Bıçak Sırtı"nda canlandırdığı Nisan karakteriyle büyük bir hayran kitlesi edinen Melisa Sözen, ailesiyle yaşamaktan mutlu olduğunu ve şu an evlenmek gibi bir ideali olmadığını açıkladı. "Kendimi arıyorum. Kendini anlayabilmek de bir ömür alıyor zaten" diyen Sözen,

günümüz gençliği gibi apolitik değil, kafasını kurcalayan birçok konu var.

Dizide aldatıldığı için boşanan bir anneyi oynuyorsunuz. Günümüzde çiftler arasında aldatmalar ve boşanmalar artıyor. Çöküntüye uğramaya başlayan evlilik kurumu hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Sistem olarak evliliğin doğruluğuna, mutlak amaç olduğuna inandırılmış ve yönlendirilmiş insanlarız. Evlilik bir zorunluluk mudur, ahlaki bir tabu mudur, insanlar evlenmek zorunda mıdır, mutluluk evlilikten mi geçiyor vs vs... Bence bunlar kişinin kendisinin karar vereceği konular. Herkesin doğrusu kendine. Herkes nasıl mutlu olacaksa o şekilde yaşamalı.

Özgür takılan bir aşk kadını mı yoksa evinin, çocuklarının annesi mi... Hangisini olmak isterdiniz?

- Hayatta şu ya da bu olacağım diye önceden karar veremem. Şu an neysem oyum. Yarın da başka biri olabilirim. Ben hayatımda sadece huzuru ve mutluluğu arıyorum. Şu an evlenmek gibi bir idealim yok ama ileride "Evet ben bu adamla hayatı paylaşırım" diyeceğim birisi çıkabilir ve o zaman evliliği düşünebilirim.

Bir röportajınızda "Genelde hepimiz yaşamlarımızı başkalarının mutlulukları ve mutsuzlukları üzerinden sürdürüyoruz. Kendimizle barışık değiliz, kendimizi sevmeyi öğrenemiyoruz. Başkalarının ’Seni seviyorum’ demesiyle kendimizi seviyoruz" demişsiniz. Bu söylediklerinizi pratiğe dökebiliyor musunuz?

- Sonuçta bunları söyleyebiliyorum ve en azından bunun farkına vardığım bir dönemdeyim. Ama iş pratiğe gelince tabii ki ben de bir arayış içindeyim. Kendimi arıyorum... Kendini anlayabilmek de bir ömür alıyor zaten. Çünkü şartlar içinde sürekli değişiyorsunuz, kavganız sürekli kendinizle.

Mesleki anlamda mutlusunuz değil mi? Çok genç yaşta önemli diziler ve filmlerde rol aldınız.

- Evet, mesleki anlamda mutluyum. Ama kendi özelimde ben de herkes gibi her zaman çok mutlu olamıyorum. Çok mutlu olmak için sadece kendi özelinde değil yaşadığın toplumun da mutlu olması gerektiğine inanıyorum. Sonuçta hayat güllük gülistan ilerlemiyor. Mutlaka bir yerlerde her zaman büyük trajediler yaşanıyor. Ve bu durumda da "Benim işlerim yolumda gidiyor. Heyo yaşasın" deyip mutlu olamıyorsun.

/_newsimages/4998417.jpgPeki, sizi ne mutsuz ediyor bu ülkede?

- Hepimiz günü ve kendimizi kurtarmaya çalışıyoruz. Evet, belki ben de öyle birisi olabilirim. Ama öyle bir hayat yaşıyoruz ki, fark edemiyoruz birbirimizi, tahammül eksikliği var. Birbirimize karşı duyarlılığımızı yitiriyoruz. Saygı zaten yok. Herkes birbirine saldırmış vaziyette ve bu delilik bence.

Hayatın "Perihan Abla" dizisi tadında amatörce yaşandığı Türkiye çok uzakta kaldı diyorsunuz yani...

- Bilirkişi değilim. Böyle cümleler kurunca ukala gözükme riski de var. Mutsuzluğumuzun belki de en büyük nedeni bireysel yaşamın yüceltilmesi. Ama kendimize dönerken kendimizle de ilgilenmiyoruz. Hep bizde olmayanlarla ilgileniyoruz, hep başkasında olanı istiyoruz.

Belki de sorun insanoğlunun kodlarında. Bahsettiğiniz hırslar, bencillikler ruhumuzda her zaman var ve var olacaklar.

- "İnsan, hayvandan, hayvan olmadığını bildiği için ayrılır sadece" diye çok sevdiğimi bir söz var. Ruhumuzda her zaman bir vahşilik bir ilkellik var. Peki bunlar evcilleştirilir mi? Bilemiyorum. Belki de evcilleştirme adına bize yanlış şeyler öğretildi. Hepimiz bir yalanın peşinden gidip bu yalana mı inandık onu da bilmiyorum ama ben düşündüğüm şeyi yaşamak istiyorum.

Belki de ünlü Fransız yazar Frederic Beigbeder’nin "Romantik Egosit" kitabında dediği gibi tamamıyla haz toplumu olma yolunda ilerliyoruz.

- Belki... İdealizm öldü artık başka konularda idealist olduk. (Gülüyor)

Neymiş o başka şeyler?

- Demin konuştuğumuz şeyler...

TANINMAK BU İŞİN PARÇASI

Popüler olmak nasıl bir duygu? Hayranlarınızın ilgisinden bunaldığınız oluyor mu?

- Tanınmak bu işin bir parçası. Evet, rol aldığınız dizilerle insanların hayatına giriyorsunuz. Ama hayranlık duygusunda aşırıya kaçılmamalı.

22 yaşında olmanıza rağmen dizide 30’lu yaşlardaki olgun kadın Nisan’ı canlandırıyorsunuz. Galiba kendinizi yaşlandırmak için de fazla makyaj kullanmıyorsunuz...

- Evet, fazla makyaja gerek kalmıyor. Olgun kadın Nisan’ın ruh haline kolaylıkla girebiliyorum. Beraber çalıştığım oyuncuların ve yönetmenimin, performansıma katkıları çok fazla.

Niye ben gidiyorum onlar gitsin

Biraz da Türkiye gündeminden konuşalım. Başta toplumumuza dair güzel tespitleriniz oldu. Klişe bir soru olacak ama gündem bu: Türkiye, Malezya mı olacak Hollanda mı?

- Bu konulara hiç girmesek nasıl olur?

Ben de bunu anlamıyorum. "Herkes beni sevsin" mi diyorsunuz? Hollywood’a baksanıza... Adamlar bırakın siyasi görüşlerini açıklamayı, direk seçim propagandalarına dahil oluyorlar.

- Yoo böyle bir sorunum yok ama büyük laflar etmek istemiyorum. Yani "Yaşın başın ne kızım" derler sonra...

Desinler, bu onların sorunu. Örneğin kutuplaşmaya gittiğimiz türban mevzusu hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Herkes dilediği gibi yaşamakta özgür. Ama diretmek gibi bir özgürlük olmamalı. Kimse kimseye bir şeyi diretemez. Ne ben onlara "Başınızı açın" diyebilirim, ne de onlar bana "Türban tak" diyebilir. Herkes ne istiyorsa onu yaşar ama bu bağnazlaşmaya gidiyorsa yanlış.

/_newsimages/4998416.jpg Çok bağnazlaşırsak gider misiniz bu ülkeden? Bazıları giderim diyor da...

- Niye ben gidiyorum, onlar gitsin. Eğer durumdan hoşnut değilsek de üzerimize düşeni yapalım. Ayrıca gitmek istiyorsan da gidersin. Bunu davulla zurnayla duyurmanın bir manası yok. Gitmek isteyen adam gider zaten.

Ailemle yaşıyorum

Nasıl bir ailede yetişti...

- Annem resim ve güzel sanatlarla uğraşır. Babam ise borsacı. 19 yaşında bir erkek kardeşim var. Bilgi Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık bölümünde okuyor. Annem balerin olmamı çok istedi. Altı sene dans ettim ama oyunculuk ağır bastı. Ailem ne olmam gerektiği konusunda beni her zaman özgür bıraktı.

En sevmediği huyu...

- Sinirim... Kimi zaman sinirimi istediğim gibi kontrol edemiyorum. Bazen bir öfke patlaması oluyor.

En sevdiği hobisi...

- Bateri çalmayı seviyorum hatta hoca bile tuttum.

En büyük korkusu...

- Günün birinde aklımın beni yarı yolda bırakmasından korkuyorum.

Nasıl bir çocuktu...

- Kendi içine dönük bir çocuktum, çok yaramaz değildim ama çalışkan da değildim. Her öğrenci gibi kopya da çektim.

En çok kimi özlüyor...

- Annemi... Ailemle yaşıyorum, sürekli çalışıyorum. Set yüzünden eve geç gelip erken çıkıyorum ve çoğu zaman annemi göremiyorum.

Röportaj: Mevlüt TEZEL

3 Comments:

Adsız said...

hic dizi ile ilgili yorum icin yer yok? negatif yorum istemediginiz icin galiba. cok duragan, her kez oyunculari icin izliyorum ama böyleyse bay bay

Adsız said...

bu kadar iyi oyuncuya vasat senaryo, kaplumbaga yonetim?

Adsız said...

yorum yapmayı çok arzu ediyordum o kadar güzelki ve bu diziyle melisa sözen sizi tanımak herşeye değerdi okadar duru hoş bir ifadeniz varki dizide sizi izlerken hayran oluyorum bir kez daha iyi bende bir bayanım diyorum sizi ekranda başka projelerde görmek isterim emeğinizden dolayı teşekkürler